” …derinlerde ve solgundur doğru olan,
tohumda, yaprakta ve tembel bir dilin yuvasında,
bir yıl, bir yıl daha ve bütün yıllar boyunca
doğru olan, zamanı yaratmak yerine ödeşir onunla.
…doğru olan hareketsiz kalmaz, belki de onca
her şeyini ortaya koyduğun yağma seferine kadar.
onun kurbanı olursun, yaraların açıldığında;
aslında ele verir seni başına gelenler.
…zincirlerin ağırlığıyla kenetlenmişsin dünyaya,
gelgelelim doğru olan, çatlatır duvarları.
uyanırsın ve yolunu bulmaya çalışırsın karanlıkta,
yöneldiğin, kimsenin bilmediği bir çıkıştır. “
i.bachmann
diario, filosofia, frenesia, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
Our Weight In Oil
The world was lost some years ago
When the tyrants upped
Seized control
We lost our lives to worthless oil
We’re worth less than our weight in oil
But the stockholders all had their pay
But it’s we who clean their mess anyway
That revolution never came
We’ll never see that chance again
Hurt is all we know
Hate is all we know
The dirt is all we’ll know ….
diario, frenesia, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
hepimizin anatevka’sı başka.
enstrumanları da aşkları da bir kenara bırakıp dinleme vakti:
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
diario, filosofia, frenesia, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
diario, filosofia, frenesia, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
…
like all good pawns…
…
işte tam burada acılarımızı birbirine bağlayan sinirler kopuyor.
artık acının tarifine hiçbir delil kalmadı.
bizden başka kimseyi asla inandırmayacağız bu yüzden…
…
![]()
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
amstel’in altındaki hücrelerde nöbet tutana dört gün izin,
tohm yorke’un no suprises klibi için bitmesi 11 yıl süren metin
tanpınar’ın huzur’undaki huzursuzluk için bir gençlik
altmışbir yılı mutluluğu resmi için bir tomar yakılası şiir
sana söylememin yasaklandığı her cümle için bir ömür
….
varsın herkes itimat edilmez bilsin beni
gerçek fersah fersah uzağa atarken pençeye dönen parmaklarla sarıldığım toprağı bir ben bilirim
siz hesap sorun sadece, haberleri falan seyredin
ben bir çay daha içseydik derim en fazla…
….
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
…
I came round to the sound of quiet backwoods rain…
…
diario, frenesia, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
ne çok adaletsizlik var
seksenlerde alıp ingilizce, arapça, ibranice öğretirken emeğini,
umudunu yediği çocukları kimliksiz bıraktığı için sevmeyeceğim.
asla
sunduğu ölüsevicisisteme uymayacağım.
hey gidi kapadokya, nefret bilmezdik biz o zamanlar…
…
pluie
ijmuiden to newcastle march’2009
…
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
‘gölge oyunu’ gönderdiğin,
hem bu çiçekler yanında mektubun…
yedi başlı ejderha’nın koruduğu mağarada can şişesi
kaf’ın gölgesi, ren’in kıyısı, manş’ın bizle randevusu
kırmızı fener sön!
konuşmaya gerek kalmadı, camdan bakmamı salık vermişsin hem.
yağmur ki nasıl…
kurtuluş barınakta değil…
kurtuluş barınakta değil…
sokak köpekleri bile biliyor, bulutumuz var bizim.
takip ediliyoruz, korkmuyoruz.
istasyonda ayrılıp tiyatro kapısında kesişen yollar
mektup mektup uzayan kollar.
çiçekçi kadınla konuşmuşsun, duydum.
da,
sahneden inerken alkışlayacak mısın beni?
avestamızı öyle noktalayalım diyorum…
diario kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
ya herşeyi anlatınca bağlarsam geçmişi, bugünü, beni kanadının altına
ummalar istemsiz gelir yuva kurarsa aklıma
tam anlattığım yerden çengele takılıp da sökülmeye başlarsam yine
diye korktuğumdan sırf…
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
“ tanecikli toprakla aramıza pek çok katman girer ( her durumda çoktan yerinden edilmiş bir toprak ).
yerle ilişkimiz, kültürel anlamda paradoksaldır: çünkü onu ancak irademiz önünde eğildiği haliyle takdir ederiz. yer yükselip bize direnmeyegörsün, geçirgen, emici, engebeli, düzensiz olmayagörsün – kendi yerli ünvanını, geleneksel yüzeylerini muhafaza etme hakkını iddia etmeyegörsün – mühendislik içgüdülerimiz onu silip yok etmemizi, rasyonel olarak anlaşılabilen düz araziye temel atmamızı söyleyecektir. “
paul carter /the lie of the land
diario, lettura kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
“ben artık gideyim” dedim.
birileri yardım etsin de gidemeyim diye çaresiz bekledim.
o sırada ankara ortadan kaybolarak, yollar düğüm olarak, cüzdanlar buharlaşarak, ulaşım sektörü grev başlatarak, polis bizi zanlı sayıp alıkoyarak pekala yardım edebilirlerdi.
hiçbiri hiçbirşey yapmadılar.
bari biz aklımızı kaybedip ne yapcağımızı unutsaydık da biraz daha orada kalsaydık ya …
bilemiyorum… o günü düşününce sağ yanağımı elime yaslayıp ağlayasım geliyor. üzülüyorum.
diario kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
saat farkı
nasıl tutmuş her köşe başını kuleler, hepsinin saatten gözleri, akrepten yelkovandan kirpikler…
saat çarkı
Bloch’a göre babalarımızın değil zamanlarımızın çocuklarıymışız.
nasıl bir ata sevmekse bu, adım başı saatler yetmez gibi içinde zaman kelimesi geçmeyen cümle kuramıyor ingilizler.
bu onlara iyi geliyor.
***
sen de bana hep iyi geliyorsun.
da
ben sana?
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
hayatında sadece bir kere ummaya yer açan, üzülerek bunu şimdiye kadar yapmamakla iyi etmişim demek durumdadır. çünkü zamanla, kalakalmayı sandığından daha acı verici bulacaktır ve işin kötüsü ortada birlikte çizilmiş ne bir pirinç tarlası ideası, ne yaslanılacak bir omuz vardır.
hem zaten hayatın adil olduğuna iman edenler ciddi bir umma hummasına tutulmuş olmalılar.
pluie
diario, frenesia kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
geçmişin rüzgârları birleşip heybetleniverdiğinde tek koluyla belimden yakalayıp geri çeker de, ellerim boş kalınca avcumda sakladığım harflerin parmaklarım arasından kendiliğinden hiddetle aktığını, uzaklaştığını sanıveririm.
uzaklık artar evet. ama işte mesafeyi büyüten etki arzın çekiminde değil, uzaklaşan kelâmın kalbinde ya da ânda değil, geçmişten beslenip gelen fırtınanın ellerindedir.
dün emre’yle gittiğimiz, onun sevdiği filmden benim aklımda kalan tek cümlenin “geçmişin gölgesi uzundur” olması hiç de hiç tesadüf değildi.
geçmiş bahsinin iğreti pelesenkliğinden, kesif dumanlar arasında durmadan nefesini hissettirmesinden ne çıkar?
görse insan onun en peçesiz halini, en gürlemiş fırtınasını, en lisansız hamlesini, ömrüne ne büyük hükümrânlık kurduğunu;
ya kalbi kabından çıkar, ya da aklı çıkar.
banu
diario kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
dürr-i geylani’nin ruhuyla tazecik bir demde kesişince, ademoğulları ve havvakızlarının bilmek istemediklerini bildiklerindeki akıl zaafiyeti manzumlarını sessizlikte geceden ve gündüzden seyredince ve zaten mazide kamilu’l kelamla külahları altı yıl, altı ömür, yedi lityum süren bir cenkte değişince banu cihan,
ne incilere, ne zümrütlere mihmandar olmaya da, onlara söyleyecek methiyeye de tâkâti yetmeceğini bildi. bildi de korktu.
banu pluie
“korktu. gidip de varamamaktan değil, varıp dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerinde görememekten değil; bir kendini bulmaktan, bulduğundan korkmaktan korktu.” (e.şafak/pinhan)
diario kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »




